26 Nisan 2020 Pazar




     " TÜRKİYE VE FARKLI ÜLKELER ARASINDAKİ KURUM KARŞILAŞTIRMALARI"


Farklı Ülkeler ve Okul Öncesi Eğitimde Farklılıklar;


Bugün bilindiği kadarıyla Batı dünyasında çocuk bakımı ve gelişimi programlarının ortaya çıkışı on sekizinci yüzyıl sanayi devrimine eşlik eden değişimlerde yatar. Sanayi öncesinin büyük ölçüde kırsal ve tarıma dayalı toplumlarında çocuklar, genellikle parçalanmamış ve geniş aileler içinde bulunurlardı. Bu kırsal kesimdeki çocukların sosyalleşmesi, topluluk değerlerinde genellikle fikir birliği bulunan, göreli olarak sınırlı ve değişmeyen bir dünyada gerçekleşiyordu.

DİĞER ÜLKELERDEKİ BİR KURUM ÖRNEĞİ

Sanayileşme ve kentlere göç ile birlikte değerlerde, yaşam koşullarında, aile yapısında ve çalışma düzeninde değişiklikler meydana geldi. Yeni koşullar çalışan annelerin çocuklarının bakım ihtiyacını da beraberinde getirdi. Bu koşullar, aynı zamanda yeni annelik-babalık becerileri ve farklı bir sosyalleşmeyi gerektiriyordu. Eski çocuk bakım ve gelişim alışkanlıkları değişim ortamında yeterli değildi.



Farklı düzeydeki çocuklar için farklı programlar geliştirildi ve televizyonun da yayılmasıyla dünya global bir köye dönüştü. 20. yüzyıl boyunca gerçekleşen iletişim devrimiyle bilgiler kırsal bölgelere dahi iletişim araçları sayesinde ulaştı.
1980’ li yıllarda üçüncü dünya ülkelerinin çoğunda hüküm süren ekonomik sorunlar, ne çeşit olursa olsun eğitim programlarının yaygınlaştırılmasına çok az olanak tanıyordu. Genelde kaçınılmaz hâle gelen ekonomik düzenlemeler, sağlık ve eğitim gibi sosyal sektörlerin aleyhine işledi. Çocukları yaşatmaya yönelik sağlık programlarının vurgulanması yüzünden erken çocukluk yıllarındaki psiko-sosyal gelişimle ilgilenen programlara büyük ölçekli destek yapılmadı. 

İZMİR MAVİ ŞEHİR  KOLEJİ
Bu engellere rağmen belirli ülkelerde çocuk bakımı programlarında ve okul öncesi eğitim sektöründe bir büyüme gözlenmiştir. Bazı ülkeler büyük ilerlemeler kaydetmişlerdir ve yaratıcı, bazen de yaygınlaşmış programlara sayısız örnek geliştirmişlerdir. Ancak dünya geneli düşünüldüğünde durum hâlâ yeterli olmaktan çok uzaktadır. 
⇰ Genel durum kanıtlara dayalı olarak şöyle görülmektedir;

Çoğu ülkede erken çocukluk dönemi bakım ve gelişiminin belirgin ve örgütlü programlarla kapsanma durumu hâlâ göreli olarak düşüktür. Bu durum özellikle Sahra’nın güneyindeki ülkeler için geçerlidir.

Birçok proje ve program, yaratıcı ve etkili olsa da “önemli bir biçimde yaygınlaştırılmamış pilot çalışma” veya “yaparak gösterme” faaliyetleri düzeyinde olmayı sürdürmektedir.

Programların, özellikle daha fazla kamusallaşmış programların, dağılımı bir iyileşme gösterse de hala kentlerde uygulanması tercih edilmektedir.


REGGİO SINIFLARI 
Çocuklara üç yaşından önce, özellikle bir ve üçüncü yaşlar arasında ulaşmak, bir savaşım olmaya devam etmektedir. Hem çocukların, hem de çalışan annelerin ihtiyaçlarını dikkate alan gündüz bakım evleri, hem yaygınlık hem de nitelik açısından çok düşük düzeyde kalmaya devam etmektedir.

Birçok “gönüllü” program, ilk heyecan noktasını geçmiş ve programları başlatmak için son derece önemli olan gönüllü ruhu zayıflamıştır. Bu programlar, hala kamudan maddi destek görme hususunda hak sahibi olarak kabul edilmemektedir ve yok olma tehlikesi ile karşı karşıyadırlar.


 İSTANBUL ATA ŞEHİR KOLEJİ 
Çoğu kez programların niteliği düşüktür ve dolayısıyla çocuklar üzerindeki etkileri de en düşük düzeydedir. Bazı başarılara ve artan bilince karşın hâlâ çocuğa bütünleşmiş ilgi ile çocuk gelişimi programlarındaki ögeleri bir araya getirmek, bir mücadele gerektirmektedir.
   


Farklı Ülkelerde Okul Öncesi Eğitim

Üçüncü dünya ülkelerinde çocuk bakım ve gelişiminin ayrıntılı ve kapsamlı bir tarifini yapmak olanaksızdır. Bunun en az iki temel nedeni bulunmaktadır. Birincisi, çocuk bakımının önemli bir bölümü o kadar örgün değildir ve herhangi bir istatistikte yer almaz. İkincisi ise, çocuk bakımı, sadece bakım ve gelişimle ilgili ulusal ve uluslar arası kuruluşların dikkatinden kaçmakla kalmaz, ayrıca, üretken bir faaliyet olarak ulusal ekonomik hesaplamalarda da görünmez. Daha örgütlü programlar arasında bile çeşitlilik o kadar fazladır ki hiçbir istatistik, alanı tam olarak aktaramaz.


Topluluk, bölge ve ulus düzeyinde çalışan çeşitli kamu ve özel kuruluşların kalkınmanın farklı yönlerini vurgulayan programlardan sorumlu olduklarını düşünürsek bu iş gerçekten çok zor bir hâle gelir.Örneğin Brezilya’nın Sao Paulo Metropolitan alanında başlıca dört programı, federal hükümet, altı programı eyalet ve üç programı da belediye yürütmektedir. Bu on üç farklı kamu kuruluşunun her biri oldukça farklı modellerle çalışmaktadır. 0-6 yaş için “tam bir kreş”, 2-6 yaş için “tam bir anaokulu”, 5-6 yaş için “ana sınıfı” yine 2-6 yaş için tam bir anaokulunun daha az yaygın bir şekli olan “acil durum anaokulu” ve 0-6 yaşlar için “acil durum kreşleri” bulunmaktadır. Bunlara ek olarak “bebek parkları” ve özel işletmelerde örgütlenen ve 0-6 yaşlar için olan “çocuk bakımı merkezleri” vardır. Öğretmenler için ulusal bir müfredat yoktur. Öğretmenler okul öncesi uzmanlığı için bir yıllık ek eğitim alırlar.

ALTERNATİF OKULLAR
✿UNESCO'NUN periyodik olarak yayınlanan eğitim istatistiklerinde okul öncesi eğitim ile ilgili bilgi bulunmaktadır. Ancak bu rakamlar her zaman örgün eğitimde olmayan programları kapsamamaktadır. Bu nedenle UNESCO rakamları sadece bir zemin sağlamakta veya erken çocukluk dönemi eğitim programlarının kapsamı hakkında asgari bir fikir vermektedir.
İstatistiklerin içerdiği programlar ülkeden ülkeye çok fazla farklılık gösterdiği için ülkeler arasında sağlıklı bir karşılaştırma yapmak imkansızdır. Örneğin, Fas’ta okul öncesi Kur’an okulları, Kenya’da topluluk okulları ve Nijerya’da seçkinler için örgün ana okulları vardır.
1979’da Uluslararası Çocuk Yılı ile başlayan gelişim 1989’da Birleşmiş Milletlerin Çocuk Hakları Sözleşmesini imzalaması ile giderek hız kazanmıştır. Savaşı yaşayan Angola, İran ve Lübnan’da bir büyüme sağlanamamış, diğer birçok ülkede bu eğitim programlarına katılan çocukların sayısı gittikçe artmıştır. Örneğin Burkina Faso ve Dominik Cumhuriyeti’nde 5 kat, Umman’da 6 kat, Brezilya’da 2 kat, Tayland’da ise neredeyse 3 kat bir sıçrama görülmüştür. Endonezya, Çin ve Hindistan gibi en kalabalık ülkelerde oldukça düşük oranlarda okullaşmanın olduğu görülürken Bangladeş, Pakistan ve Nijerya’dan veri sağlanamamıştır.
Bu istatistikler okula kaydolan çocuklar arasında kızların yüzdesinin % 45 veya daha yukarı olduğunu söylemektedir. Bu, okul öncesi programlarının olası bir eşitleyici etkisi olduğunu göstermektedir.
Bunun yanı sıra üçüncü dünya ülkelerinde hâlen okullaşma oranının düşüklüğü ve birçok yerde kentler lehine bir yanlılık olduğu vurgulanmaktadır. Ayrıca bildirilen programların yarıdan fazlasının ücretli programlar olduğu da görülmektedir.



OKYANUS KOLEJİ 

ASYA KITASIN'DA;
Çin’de 3-6 yaşlar için okullaşma oranı 1988’de % 24’e,
Sri Lanka’da 0-5 yaşlar için okullaşma oranı % 15’e,
Filipinler’de 0-5 yaşlar için okullaşma oranı % 15’e,
Filipinler’de 0-5 yaşlar için okullaşma oranı %24’e, 
Vietnam’da 0-3 yaşlar için okullaşma oranı % 30’a
Vietnam’da 3-6 yaşlar için okullaşma oranı % 35’e ,
Hindistan’da okullaşma oranı % 35’e,
Laos’ta ise 4-6 yaşlar için okullaşma oranı % 4’e ulaşmıştır.


AFRİKA KITASIN'DA;
Kenya’da 3-5 yaşlar için okullaşma oranı % 20,
Benin’de 3-5 yaşlar için okullaşma oranı % 1,
Botswana’da 2,5-6 yaşlar için okullaşma oranı % 2,6 dır.



İSRAİL'DE zorunlu eğitim yaşı 5-16’dır. 3-4 yaşları arasındaki çocukların % 90’ın dan fazlası okul öncesi eğitimden yararlanmaktadır. Ülkede kreş ve gündüz bakım evleri, ana okulları ve Kibbutzlar da ki ana okulları olmak üzere 3 farklı kapıda okul öncesi eğitim kurumu bulunmaktadır.

EMİLİA SINIFLARI 
NORVEÇ'TE ilk gündüz bakım evi 1837 yılında kurulmuştur. Günümüzde farklı sosyo-ekonomik düzeydeki aileler için 3 farklı yapıda (farklı sürelerle açıklar, sadece bakım veya hem bakım hem eğitim amaçlı olabilmektedirler) gündüz bakım kurumları vardır. Bu kurumlar Çocuk ve Aile İşleri Bakanlığına bağlıdır. Çocukları yaşama hazırlayıcı oyunlar, serbest yaratıcı faaliyetler ön plandadır. Kurumlar kendi kendilerini değerlendirmek zorundadır. 


KANADA'DA çocukların yarısından fazlası bu eğitimi almaktadır. Bu kurumlar sosyal hizmetlere ya da bölgesel bakanlıklara bağlı olarak çalışmaktadır. 
Hükümet  düşük gelirli ailelere çocuklarını bu kurumlara verebilmeleri için maddi destek sağlamaktadır. Bu ülkede dört tip kurum vardır. Tipik kreş ve gündüz bakım evi, ailede günlük bakım, tam günlük anaokulu ve lisanslı aile günlük bakımı. Ayrıca çift dile sahip çocuklar için de özel programlar düzenlenmektedir.


MONTESSORİ ORTAMI


✿JAPONY'DA gelenek ve göreneklerine uygun karakter eğitimine önem veren ana okulları savaş öncesinde açılmıştır. Özel grup, dernek veya yerel yönetimler de kurum açabilmektedir. Ana okulları devletin ya da yerel yönetimlerin doğrudan kontrolü altındadır. İki farklı eğitim kurumu vardır. 3-6 yaş arasındaki çocukları ilkokula hazırlamayı amaçlayan genellikle özel ve yarım günlük kurumlar ve hükûmet destekli olan tam günlük kurumlar. Çocukların % 90’ından fazlası ilkokula gitmeden önce bu programlardan birine gitmektedirler.


✿AVUSTURYA'DA 3-5 yaşlarındaki çocukların % 32’si yarım günlük okul öncesi eğitim kurumuna, % 20’si ise çocuk bakım merkezlerine gitmektedir. Anao kulları 1820’den itibaren görülmeye başlanmış ve Montessori, Pestalozzi ve Frobel’in fikirlerinden etkilenerek programlar oluşturulmuştur. Bu eğitim zorunlu değildir, okuma-yazma çalışmaları, konuşma, çevre, aritmetik, müzik, sanat, beden eğitimi ve trafik eğitimine önem verilmektedir. 6 yaş zorunlu okula başlama yaşıdır. Her sınıfta bir öğretmen ve bir de yardımcı bulunur. Öğretmenler önlisans mezunu olmak zorundadırlar, tam gün ve haftada 40 saat çalışmaktadırlar. Her sınıfta 25-28 çocuk olabilmekte, sınıflar aynı yaş ve karma yaş gruplarından oluşmaktadır.

✿İSVİÇRE'DE 26 karton-bölgeye ayrılmış olduğu ve her karton özerk bir şekilde yönetildiği için ulusal bir aile eğitimi politikası yoktur. Her karton kendi ihtiyacını belirleyip ona göre politikasına yön vermektedir. İsviçre’de annelerin % 74’ü çalışmaktadır ve büyük çoğunlukla yarı zamanlı olarak çalıştıkları için okul öncesi çocukların da büyük çoğunluğu yarım günlük okullara gitmektedir. Çocuk bakımı özel organizasyonlarca yürütülmektedir ancak hâlâ nicelik nitelikten önce gelmektedir.

✿KORE'DE  ana okulları (3-5 y.) Eğitim Bakanlığı’na; gündüz bakım merkezleri (0-6 y.) ise Sağlık ve Refah Bakanlığı’na bağlı olarak çalışmaktadır.
Ana okulları 4, 6 ve 8 saatlik programlarla 3 farklı hizmet verirken gündüz bakım merkezleri 12 saat hizmet vermektedir. 3 ve 4 yaşların anaokuluna gitme oranı % 16,2 iken beş yaşların oranı % 42,8’e ulaşmıştır. Ana okullarının çok büyük çoğunluğu özeldir
IRAK'TA  4-5 yaşlarındaki çocuklar ana okullarına gitmektedir ve bu çağdaki çocukların ancak % 5,7’si okula gidebilmektedir. 1991 yılından 2003’e kadar ülkede yaşanan olumsuz koşullar nedeniyle hem bu oranda hem de anaokulu sayısında düşme kaydedilmiştir (% 7’den % 5,7’ye düşmüştür).
FİNLANDİYA EĞİTİM SİSTEMİ
HONG KONG'DA devletin özel idari bölümünün eğitim dairesi okul öncesi eğitim kurumlarının genel eğitsel kalitesinden sorumluyken sosyal refah dairesi bu kurumların devlet standardına uyma durumunu denetlemektedir. Okul öncesi eğitim kurumları kreş (0-2 y.) ve gündüz bakım evi (2-6 y.) diye ikiye ayrılmaktadır. Ayrıca 3-6 yaş arasındaki çocuklar Hong Kong’ta ki ana okullarına devam edebilmektedirler. Bunun yanı sıra birkaç uluslar arası okul da vardır. Öğretmenlerden biri başöğretmen diğerleri yardımcı öğretmen olarak çalışmaktadır.






AVRUPA'DA  OKUL ÖNCESİ BAHÇESİ



✿YENİ ZELLANDA'DA anaokulları, yerli halkın dili ve kültürünün eğitiminin verildiği merkezler, oyun merkezleri, çocuk bakım merkezleri, Pasifik adaları erken çocukluk eğitimi merkezleri, ev temelli servisler, toplum oyun grupları ve hastanelerdeki oyun odaları gibi eğitim kurum veya ortamları vardır. Beş yaşın altındaki çocukların yaklaşık % 56’sı bu eğitime katılmaktadır.


✿FİLİPİNLER, Eğitim Kültür ve Spor Bakanlığı geliştirdiği politikalarla resmî ilköğretim okullarının ebeveyn-öğretmen birliklerinin de desteğiyle 5-6 yaş için okul öncesi sınıfları amaçlarını cesaretlendirmektedir. 2000 yılı itibarıyla 3183 özel anaokulunda 269.273 çocuk; 5464 resmî anaokulunda ise 256174 çocuk kayıtlıdır. Özel ve resmî ana okullarının yanı sıra din eğitimi veren, hıristiyan aile yaşamını, öğreten okullar, öğretmen enstitülerine bağlı uygulama ana okulları ve Montessori okulları bulunmaktadır.


✿BELÇİKA'DA da zorunlu okula başlama yaşı 6’dır. Öğretmenler meslekî yüksek eğitim enstitüsünden mezun olmak zorundadırlar. Okul öncesi dönemdeki çocukların okullaşma oranı yaklaşık % 95’tir. Belçika federal bir devlet olduğu için eğitim sisteminde devlet, bölge, komün ve Katolik kilisesi tarafından desteklenen kurumlar vardır. Anaokulları parasızdır ve isteğe bağlıdır. Sınıflar genellikle yaş gruplarına göre ayrılır.

✿İNGİLTERE'DE okul öncesi eğitim hizmeti, resmî kurumlar, gönüllü kuruluşlar ve özel sektör tarafından verilir. Resmî kurumlara bağlı okul öncesi eğitim kurumları ücretsizdir. Diğerlerinde ise verilen hizmete ve ailenin durumuna göre ücret alınır. 

✿HİNDİSTAN'DA okul öncesi eğitim, devlet ve gönüllü sektör tarafından günlük bakım, kreş ve ana okulları ile gezici kreşler aracılığıyla gerçekleştirilir. Ancak şehirlerin yoksul varoşlarında yaşayan, tarım ve ev işlerinde çalışmak zorunda kalan, kırsal kesimde yaşayan, geçici mevsimlik işçilerin çocuğu olan küçük çocuklar bu eğitimden yeterince yararlanamamaktadır. 



✿AMERİKA'DA ulusal bir müfredat programı olmadığı için genel amaçlar belirlenmiştir. Her eyalet kendi sistemini oluşturmuştur. Küçük çocukların eğitimi ile ilgili vakıf veya birliklerin geliştirdiği programlar kullanılmaktadır 

✿DANİMARKA'DA 0-10 yaşlarında çocuğu olan annelerin % 76’sı ev dışında çalıştığı için ülkede aile ve çocukların yararına kanunlar çıkarılmış ve imkânlar sağlanmıştır. Yerel yönetimler çocuk bakımını sağlamak, yürütmek ve kontrol etmekle yükümlüdürler. 
✿FİNLANDİNYA da zorunlu okula başlama yaşı 7’dir. Öğretmenlerin üniversite mezunu olması gerekmektedir. 3-6 yaş arası okullaşma oranı % 63’tür. Merkezî, bölgesel ve yerel yönetimler eğitim çalışmalarını yönetir.

✿FRANSA'DA zorunlu okula başlama yaşı 6’dır. Beş yaşındaki çocukların % 100’ü okula giderken, 3 yaşın altındakiler için bu oran % 20’dir. Öğretmenler üniversite mezunu olmak zorundadırlar. Bu ülkede okul öncesi eğitimin asıl amacı yetersiz koşullarda bulunan ve annesi çalışan çocukların ilkokula hazırlanmalarına yardımcı olmak olduğu kadar, özel eğitim gerektiren çocukların erken teşhis ve tedavisini de sağlayabilmektir.


✿İTALYA'DA 1827’lerde ilk çocuk bakım merkezinin kurulmasıyla başlayan eğitim çalışmaları, çıkarılan ve düzenlenen yasalarla tüm çocukların eğitilmeleri gerektiği vurgulanarak devam etmiştir. Zorunlu eğitim yaşı 6’dır. 6 ay -3 yaş arası çocuklar çocuk bakım merkezlerine, 3-6 yaş arası çocuklar ise anaokullarına verilmektedir. Agazzi, Montessori ve Reggio Emilio okulları açılmış, İtalyan kültürünü yansıtan, sanat ve estetik konuları ile çevreye önem veren Reggio Emilio okulları daha çok yaygınlaşmıştır.



✿ İSVEÇ'DE  okula başlama yaşı 7’dir. 3-6 yaşta okullaşma oranı ise yaklaşık % 100’dür. Belediyeler, özel sektör, kooperatif ve aile birlikleri okul öncesi eğitim kurumu açabilmektedirler. İsveç’te de Danimarka’da da bu dönemde okuma-yazma ve matematik öğretilmemektedir. Dil gelişimine çok önem verilen bu ülkede erken çocukluk eğitimi yaklaşımı benimsendiği için öğretmenler hem okul öncesi, hem de ilköğretim birinci kademede öğretmenlik yapabilecek şekilde öğrenim görmektedirler.


✿NEPAL'DE  çocuklarla ilgili olarak yakınlarda yapılan bir araştırma, yaygın okul öncesi eğitim kurumlarına devam eden çocukların % 90’ının ilkokula başladığını, buna karşılık okul öncesi eğitim kurumlarına gitmeyenler arasında bu oranın % 70’e düştüğünü göstermiştir. Belki de daha çarpıcı olan şudur: İkinci gruptakilere bakıldığında birinci gruptakilerin yüzde 80’i okullarına devam ederken, diğer gruptan olup okuluna devam edenlerin oranı ancak % 40’tır. 


✿TÜRKİYE'DE Türkiye’deki okul öncesi eğitim kurumları çocukların; fiziksel, sosyal, duygusal ve bilimsel gelişmeleri için en sağlıklı şekilde tasarlanmış ve çocukları geleceğe hazırlamada son derece etkin bir rol oynamaya başlamıştır.
UNICEF, okul öncesi eğitim kurumları için ‘’hayata başlamanın en iyi yeri’’ diyor ve tüm çocuklara eşit imkanların sağlanması gerektiğini vurguluyor. Bu açıdan Türkiye’de okul öncesi eğitim döneminde çocukların;
  • ツGelecekteki eğitim sistemlerine en iyi şekilde hazırlanması,
  • ツKendini ifade edebilmesi,
  • ツtoplum içinde bir birey olduğunun farkına varabilmesi,
  • ツYeteneklerinin ve sınırlarını farklında olması,
  • ツBecerilerini en iyi şekilde ortaya çıkarması,
  • ツSosyal bir birey olarak yetişmesi amaçlanmaktadır.
TÜRKİYE'DE BİR OKUL ÖNCESİ KURUMU











23 Nisan 2020 Perşembe




23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK
BAYRAMI 100.YILI KUTLU OLSUN...



"YEĞENİM SUDEN İLE 23 NİSAN ÇALIŞMAMIZ... OKULLARI  ŞU ÖZEL GÜNDE SÜSLEYEMESEK DE ÇOCUKLARIMIZ, YEĞENLERİMİZ  İLE ONLARIN MİNİCİK BEDENLERİNDE KOCAMAN YÜREKLERİYLE ,SEVGİLERİYLE EVLERİMİZİ NEŞELENDİRİP ,SÜSLEYELİM...😉 🎉"

💙EVDE KAL TÜRKİYE'M💙

VİDEO HAZIRLAYAN; RABİA YÜZGEÇ

                    

                     Kardeş Kıskançlığı İçin Ne Yapılabilir?




                → Kardeş Kıskançlığı İçin Ne Yapılabilir?←



↘ Aileler İçin İkinci Çocuk ve Kardeş Kıskançlığı   ⇢Çocuk Eğitimi

↷Kardeş ilişkisi  :  çocukların duygusal ve sosyal gelişimlerini destekleyen oldukça kıymetli bir ilişki şeklidir. Genellikle anne babalar ilk çocuklarını büyüttükleri dönemde deneyim ve bilgilerinin eksik olması nedeni ile kaygılıdırlar. Aile büyüklerinin önerileri okuyarak edindikleri bilgiler ve diğer çocuk sahibi arkadaşlarının deneyimleri arasında çoğunlukla sıkışıp kalırlar. 

↷Bu sürekli kontrol ve iyi ebeveynlik yapma arzusu farkında olmadan bağımlı bir ilişki yaratabilir. Anne babanın çocuktan beklentilerinin de yükseldiğini gözlemlemekteyiz. İlerleyen dönemlerde çocuğa bir kardeş yapma arzusu oluşabilir ve anne – babalar ikinci bir çocuk planı yaparken değişen duygular hissedebilir. Birçok soruyu düşünürken kendilerini bulabilirler.

● Çocuklara bakmakla ilgili fiziksel ve ekonomik açıdan  ikinci bir çocuk planında önemli bir faktördür.
● Sadece büyük çocuğun kardeş istemi ile hareket edilmemeli anne ve babanın da bu duruma hazır ve istekli olması gerekir.
● Kardeş ilişkisini her iki tarafın da büyümesi ve gelişmesi için bir fırsat olarak düşünmek gerekir. Günlük hayatta karşılaşabileceği bir çok sorunu ve bu durumların yarattığı duyguları çözümlemesini sağlayan deneyimleri olacaktır.

↷Kardeşler Arası Kıskançlık İlişkisinde Aile Yaklaşımları


↻Ailede ilk çocuğun kardeşi kıskanması ile sıklıkla karşılaşılır, zaman zaman kardeşinde büyük çocuğu kıskandığı görülebilir. Ebeveynlerin beklentisi ise kardeşini kabul etmesi ve kıskanmaması yönündedir. Kıskanmanın doğal bir duygu olduğu, bunun anne ve babanın tutumları ile şekilleneceğini unutmamak gerekir. Sürekli korunan küçük kardeş aralarındaki ilişkide rekabetin artmasına ve kardeşin hedefi haline gelmesine dönüşecektir. Adil olmak yerine birbirlerini anlamaya yönelik davranışlar sergilediğimizde çatışmalarının azaldığını gözlemleyebilirsiniz. Doğru ve yanlış davranışlarla ilgili karar verirken onların da fikirlerini almak ve çözümleri beraber karar vermek sorumluluk almalarına, daha az çatışmalarına yardımcı olacaktır.
↻Çocuklarına eşit davranmaya çalıştıklarını aslında bu durumun onların arasındaki rekabeti arttırdığını, birbirlerinin gördüğü ilgiyi sürekli takip ettiklerini gözlemlemekteyiz. Aslında yaşlarına göre ihtiyaçları ve bunlara ayrılacak süreler farklı olabilir. Birbirlerinin farklı yönlerini ve bunlara göstereceğiniz ilginin de değişebileceğini öğretmek çok daha iyi bir yöntem olacaktır. Onların farklı ve güçlü yönlerini vurgulamak bireyselleşmelerine de yardımcı olacaktır.


↷Çocukların kardeş kıskançlığı ile ilgili sergilediği davranışlar ve anne – baba tutumlarını şu şekilde sıralayabiliriz;


● Aileye yeni katılan kardeş sonrasında, aslında bebeğin sevilmediği onun daha çok sevildiğine yönelik söz ve davranış şekillerinin sergilendiğini görüyoruz.

● İlgi ve sevginin dengeli bir şekilde sergilenmemesi ilerleyen dönemlerde çocuğun, kardeşine gösterilen ilgi ve sevgiyi çok yakından takip etmesine ve taleplerde bulunmasına neden olacaktır.

● Kardeşler arasındaki yaş farkı ne kadar az ise aralarındaki rekabet o kadar güçlü olacaktır. Cinsiyetleri aynı olan kardeşlerin arasındaki rekabetin farklı cinsiyetteki kardeşlerden yine daha fazla olduğunu görmekteyiz.




● Ailelerin çocukların cinsiyetlerine ve cinsiyet özelliklerine göre beklentileri ve farklı davranış şekilleri sergilediği durumlarda daha az tercih edilen çocuğun değersizlik, öfke gibi duygular hissettikleri gözlemlenebilir.

● Büyük çocuktan kardeşinin bakımı ile ilgili destek istemek anne-babaların sıklıkla başvurduğu bir yöntemdir. Büyük çocuk için görev olarak tanımlanmadığı sürece küçük yardımları yapıyor olmak keyifli bir deneyim olacaktır.

● Anne babaların tüm çocukları ile birebir geçirdikleri, ev içinde ve dışında planlanmış aktivitelerinin  olması onların kendilerini ifade edebilmeleri açısından olumlu bir paylaşım olacaktır. Bunun düzenli olarak yapılması gerekir.

● Çocukların olumsuz duygularını ifade etmek için fiziksel ve duygusal krizler yaratma eğilimleri vardır. Öfke krizleri, vurma gibi baş edilmesi çoğunlukla nedeninin anlaşılmasının da zor olduğu anlar yaşanabilir. Zarar verici davranışlar elbetteki kabul edilmez ama bu davranışlara benzer sertlikte cevap verildiğinde ilk fırsatta tekrar aynı davranışı sergileyeceğini unutmamalıyız. Her kriz sonrasında nedenleri ve çözümleri üzerinde konuşmak ve bir daha olmaması için ortak çözüm önerileri geliştirmek uygun davranış şekli olacaktır. Olumlu kadar olumsuz duygularında kabul edildiğini ve beraber çözüm arandığını görmeli.


● Fiziksel yakınmalar (karın ağrısı gibi) ya da sevildiğinin sözlü onayını
istemek yine sık karşılaşılan durumlardır.İlgiyi üzerinde tutmak için birçok
 bahane üretebilirler,dinlemek ve anlamaya çalışmak onu rahatlatacaktır.

● Bazı çocukların kardeşleri ile ilgi hissettikleri kıskançlığı ifade edemedikleri,
uyku – yemek gibi alışkanlıklarının bozulduğu gözlemlenebilir. Anne dışında
 sosyal teması red etmek gözlenebilir. Evde ikinci bir bebek varmış gibi
davranabilir. İhtiyaçları için çoğunlukla yardım isteyebilir. Parmak emme,
tırnak yeme bu dönemde görülebilir.Tuvalet eğitimini kazanmış olmasına
rağmen bez bağlanmasını istemek, annenin onu emzirmesini talep etmekle
de karşılaşılabilir.Hissettiği sıkıntıyı ve isteği ilgiyi bu şekilde göstermeye çalıştığı
 görülür. Tüm bu davranışların anne ve babanın olumlu tutumları ile
çözüme ulaşacağı unutulmamalıdır.

ÖĞRENCİ ADI SOYADI:   RABİA YÜZGEÇ ÖĞRENCİ NUMARASI:     170911043 BÖLÜM- PROGRAM:  ÇOCUK GELİŞİMİ (UZAKTAN ÖĞRETİM) ÖDEV TESLİM TA...